USULSÜZ TEBLİGAT VE ŞİKAYET PROSEDÜRÜ


usulsüz tebligat

Tebligat; çıkarmaya yetkili makam ve mercilerinin aldığı kararları veya ilgilerinin ileride haklarını etkileyecek olan veya ileride oluşabilecek haklarını etkileyecek hukuksal durumdan haberdar edilmesidir. Bu makalemizde usulsüz tebligat ve akabinde gelişen şikayet prosedürünü ele alacağız.

Tebligat Kanunu madde 8’e göre, tebliğ konusu; tebliği çıkaran merciin muhataba bildirilmesini istediği evraktır. Örnek vermek gerekirse icrada tebliğ konusu ödeme emri olacaktır. Yargıtay’a göre, tebligat bilgilendirme yanında, belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Kısaca tebligatın amacı bir kimseyi bilgilendirmek ve bu işlemi belgelendirmektir.

Usulsüz Tebligat Nedir Hangi Hallerde Olur ?

Kanuna aykırı yapılmış tebligat usulsüz tebligat olarak adlandırılır. Kanuna aykırılık tebligatın yapıldığı kişi, tebligatın yapılma şekli bakımından farklılık göstermektedir.

Tebligatın Yapıldığı Kişi Bakımından Usulsüzlük

Kanunda sayılmamış olan yetkili olmayan bir kimseye tebligat yapılması usulsüz tebligat olarak karşımıza çıkmaktadır. Kural olarak tebligat muhatabın bizzat kendisine yapılır. Ancak bazı istinaslar vardır. Kendisine tebligat yapılacak kimse adresinde bulunamazsa tebligat, kendisiyle aynı konutta birlikte oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılabilir. Ancak muhatap yerine tebligat yapılacak kimselerin görünüşleri itibariyle 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz biçimde ehliyetsiz bulunmaması gerekir. Eğer muhatap tüzel kişiyse bu durumda tüzel kişiliğin yetkili temsilcisine yapılır. Temsilcinin o sırada orada bulunmadığı halde tebligat o yerde bulunan memur veya müstahdemlerden birine yapılır. Kişinin avukatla temsil edildiği hallerde tebligatın avukata yapılması zorunludur. Bu kişiler dışında yapılan tebligatlar usulsüz olacaktır.

Tebligatın Yapılacağı Yer ve Zaman Bakımından Usulsüzlük

            Tebligat, tebliğ yapılacak kişinin bilinen en son adresine yapılır ancak kendisine tebligat yapılacak kimsenin kabulü halinde ona adresinden başka bir yerde de tebligat yapılabilir. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın MERNİS’te bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adres olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. 

            Muhatap gerçek kişi ise ve adreste tebligatın yapıldığı esnada o adreste oturuyor ama o anda orada bulunmuyor veya tebellüğden imtina ediyorsa, MERNİS adresi orası ancak muhatap hiç adreste bulunmuyorsa; bu durumda tebliğ memuru evrakı o yerin muhtarına imza karşılığı teslim eder. Daha sonra tebliğ memuru muhatabın kapısına bu ihbarnamenin muhtara teslim edildiğini bildirecek bir bilgi kağıdı yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır. 

            Eğer muhattabın adresi bilinmiyorsa adresi meçhul sayılır ve bu durumda ilanen tebligat yapılır. İlan yapıldıktan 7 gün sonra tebligat yapılmış sayılır.

            Tebligat normal çalışma günleri de yapılabileceği gibi; gece vakti, resmi tatil ve haftasonu da yapılabilir.

            Bu saymış olduğumuz prosedürlere uyulmadan yapılan tebligatlar usulsüzdür. Usulsüz tebligat ise, kural olarak yapılmamış sayılır ve tebligata bağlanan sonuçları doğurmaz. Ancak, usulsüz tebligatı muhatabın öğrenmesi halinde tebligat geçerli kabul edilir. Bu husus Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 53.maddesinde: 

“Tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliği öğrenmiş ise geçerlidir. Aksi takdirde tebligat yapılmamış sayılır. Muhatap, her ne şekilde olursa olsun tebliğ evrakını veya davetiyeyi alırsa ya da bunların içeriğini öğrenirse tebliği öğrenmiş sayılır.” 

şeklinde düzenlenmiştir. Eğer usulsüz tebligat muhatap tarafından tebliğ alınırsa geçerli bir tebligat gibi hukuki sonuçlarını doğurur.

Tebligatın usulsüz olarak yapıldığının ispatını muhatap her türlü delille sağlayabilir. Usulsüz tebligatta muhatabın bildirdiği tebliğ tarihi geçerli tebliğ tarihi kabul edilmektedir. Tebligatın usulüne aykırı olarak düzenlenmesi muhatabın bir hak kaybına uğramasına sebep olduysa, muhatap tebligatın düzenlendiği idareye tebligatın usulsüz olduğunu bildirir. İcra ve İflas Hukuku’na ilişkin bir tebligatsa İcra Mahkemesi’ne şikayette bulunarak tebligatın usulsüz olduğu ortaya koyabilir.

Şikayetin Süresi ve Şekli

Kural olarak usulsüz tebligata ilişkin şikayetin, İİK.nun 16/1. maddesi uyarınca borçlunun tebligatın usulsüzlüğünden haberdar olduğu tarihten itibaren 7 günlük süre içerisinde icra mahkemesine bildirilmesi gerekir. Ancak bu tebligat sonucu yapılan işlemler kamu düzenine ilişkin ise burada şikayet süresiz olacaktır. Örneğin ödeme emri usule aykırı bir şekilde tebliğ edilmiş ve bunun sonucunda icra işlemlerinin yapılması halinde bu durumun kamu düzenine aykırı ve süresiz şikayete tabi olacaktır. Yargıtay’ın konuya ilişkin kararı da mevcuttur;

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2015/19497 Esas, 2015/29941 Karar, 01.12.2015 tarihli ilamında;

“(…)Somut olayda, borçluya gönderilen örnek 10 ödeme emri tebligatının tebliğ edilmeden 12.06.2014 tarihinde iade edildiği, borçlunun 12.06.2014 tarihinde takip dosyasından fotokopi alması üzerine 24.06.2014 tarihli icra müdürlüğü kararı ile borçlunun takibi öğrendiği kabul edilerek, borçlu hakkındaki takibin kesinleştirildiği, alacaklının 24.06.2014 tarihli talebiyle kıymet takdiri yapıldığı, 28.10.2014 tarihli talebiyle taşınmazın satışına dair 100. madde yarar bilgilerinin toplanmasına karar verildiği görülmüştür.  

Borçluya ödeme emri tebliğ edilip takip kesinleştirilmeden yapılan işlemler doğru değildir. Çünkü İİK’nun 61. maddesine göre ödeme emri tebliği ile borçlu itiraz ve şikayet hakkını kullanabilir. Bu husus kamu düzenine dair olup süresiz şikayete tabidir. Borçluya usulsüz de olsa daha önce yapılmış bir ödeme emri tebligatı olmadığından olayda 7201 Sayılı Kanun’un 32. maddesinin uygulanma imkanı da bulunmamaktadır. (…)”

Dolayısıyla borçluya ödeme emri tebliğ edilip takip kesinleşmiş gibi yapılan işlemlerde böyle bir tebligatın varlığı halinde bu durum süresiz şikayete tabi olacaktır ve yapılmış olan işlemler geçersiz sayılacaktır. 

Usulsüz bir tebligatın varlığı şikayetin kabulüne bağlıdır. Dolayısıyla öncelikle şikayetin kabulüne dair kararın kesinleşmiş olması gerekmektedir. Bu konuya ilişkin olarak Yargıtay kararları da bulunmaktadır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2014/4357 Esas, 2014/6802 Karar11.03.2014 tarihli ilamında;

“(…)Somut olayda haciz, ödeme emri tebliğ tarihine göre takibin kesinleşmesinden sonraya ilişkindir. Ancak usulsüz tebligat şikayeti nedeniyle düzeltilen tebliğ tarihine göre takip kesinleşmediği için haczin de geçerli olmayacağının söylenebilmesi, tebligat usulsüzlüğü şikayetinin kabulüne dair kararın kesinleşmiş olmasına bağlıdır. Bu durumda mahkemece usulsüz tebligat şikayetine konu olan aynı mahkemenin 2013/168-171 sayılı dava dosyasının sonucu beklenip, kararın kesinleşmiş durumu nazara alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. (…)”

Son olarak belirtmek gerekirse usulsüz tebligat şikayetinde bulunmak hakkı tebligatın muhatabına aittir. İcra mahkemesi, açıkça ileri sürülmedikçe tebligat usulsüzlüğünü re’sen nazara alamayacağı gibi; icra dairesi dahi tebligatın usulsüz olduğunu belgeleyen icra mahkemesi tarafından verilmiş bir karar getirilmediği sürece kendiliğinden tebligatın usulsüz yapılmış olduğunu dikkate alamaz. Tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığı hususu yalnızca ilgilisinin icra mahkemesi nezdinde İİK’nun 16/1. maddesi kapsamında yapacağı şikayet üzerine mahkemece incelenebilir. Dolayısıyla usulsüz bir tebligatın varlığı halinde mutlaka icra mahkemelerine şikayet süresi içinde başvurulması gerekmektedir.

Bu konuda uygulamada büyük sorunlar doğmaktadır. Örneğin borçlu kendisine tebliğ edilen tebligatın usulsüzlüğünden haberdar olmamakta ya da süresinde şikayet yoluna başvurmamaktadır. Bunun sonucunda da borçlu kişi haciz tehdidi ve baskısı altında kalmaktadır. Bu konuda mağduriyetlerin yaşanmaması adına bir avukat ile çalışılması tarafların menfaatine olacaktır.

0 Paylaşımlar